Her iki haliyle de sonucun aynı olduğu gerçeği…Koşullu sevgiyle büyüyen bir çocuk, bir ömür boyu aslında sevgiye hasret kalır.Sevginin dilencisidir tabiri çok da kaba olmazsa…Hiç dolmaz, o içinde eksik kalan sevginin,ilginin ve koşulsuz kabullenilmenin boşluğu.
”Çalışırsan geçersin ”, ”emek verirsen kazanırsın ”, ”gayret edersen öğrenirsin”… gibi çok sayıda örnekle sıralanabilecek olan koşullarla dolu bir hayat düzeninde tek koşulsuz ortam, gözümüzü dünyaya açtığımız yer olan AİLE’ mizdir. Sevginin,saygının,değerin ve ilginin ilk öğrenildiği yerdir de aynı zamanda aile.Koşulsuz bir sevgi ve ilgi ile mi büyüdük yahut koşullardan uzak sonsuz bir sevgiyle mi büyütüyoruz? Bu sorunun cevabı düşünülmeden hemen verilir, tabii ki koşulsuz bir sevgiyle büyüdüm ve tabii ki koşulsuz bir sevgiyle de büyütüyorum çocuklarımı.Peki durum gerçekten öyle mi?Biraz düşünelim ve bir bakalım…
Bir çocuk doğduğu ilk andan itibaren sarılıp sarmalanma öpüp koklanma ister, o dönem çoğu zaman sorunsuzca atlatılır.Yavaş yavaş büyüyen çocuk için bu sevgi artık koşullandırılmaya başlar hale gelir.
”Beni üzmezsen seni severim ”, ”bunu yaparsan seni sevmem” ya da ”severim” gibi ya direkt olarak ya da ima ile birçok defa ve birçok farklı örnekle bu şartlar ve ”-se” ”-sa”lı koşullar aşılanır çocuklara…Bu duruma sıklıkla maruz kalan çocuklarda içe kapanma, hırçınlaşma, güven eksikliği içinde büyüme gibi psikolojik sıkıntılar yanında diş gıcırdatma, altını ıslatma, sebepsiz karın ağrıları, kekemelik, tırnak yeme, saç ve kaş yolma gibi bedensel karşı cevaplar da oluşabilmektedir.
Ebeveyn tarafından duruma bakıldığında, çocuğunun elbette iyiliğini ve geleceğe en doğru şekilde hazırlanmasını istediği için böyle bir yol izlediği anlaşılır..Ancak durum değerlendirmesi bir de çocuk tarafından yapılmak istendiğinde ortaya çıkan gerçek ise; içinde, ”ben değersizsin”, ”ben bir hiçim”, ”çaresizim de”, ”herkes benim yüzümden mutsuz” , ”ben kime güveneceğim,kimseye güvenemem” çığlıkları büyüyen bir çocuk.Hep bir korku, hep bir baskı ve bastırılmış duygularla büyüme durumu.
Burada bir konuya açıklık getirerek devam etmek istiyorum.Çocuğumuza koşul sunmak, tabii ki hayata hazırlamak adına gereklidir ancak burada önemle dikkat edilmesi gereken nokta,bu koşulun sevgi ve güven üzerinden yapılmamasıdır.Çocuk şartları ve koşulları öğrenir ancak olumlu olmayan bir sonuç karşısında sevgi, ilgi ya da değer görmeme gibi bir durum yaşamamalıdır.Her koşulda ve her sonuçta o çocuk sevgiyi hak edendir, sevgiden mahrum bırakmaya kimsenin hakkı yoktur.
Koşullu sevgide kalıplar ve istekler vardır, belki de altta yatan mükemmelliyetçi bir anne-babanın kontrolünü kaybettikleri hırsları.
Yıllar önce yaşadığım bir anıyı paylaşmak isterim sizlerle içim acıyarak.
Bir karne günü…Veliler çocuklarını bekliyorlar heyecanla kapılarda..Karnesini alan çocuklar da neşe içerisinde koşuyorlar ebeveynlerinin yanlarına, bir yılın emeği ve yorgunluğunun küçücük bedenlerindeki yansımasından bir an önce kurtulma isteği ile ve haklı bir gururla..
Küçücük sevimli bir kız çocuğu,ilkokul 1.sınıf öğrencisi…Koşarak geldi annesinin yanına elinde salladığı karnesini bir an evvel gösterme isteği içerisinde, gözleri parlayarak…Annesi için o karne o kadar önemliydi ki, yavrusunun o parıldayan gözlerini göremeden karneye baktı ve rengi soldu bir anda sağına soluna kaçamak bakışlarla bakıp,kimsenin görmediğinden emin olarak hafif bir rahatlayıp,”bu ne…?, bu ne..?Nedir bu böyle?Ne yaptın sen..?” gibi içime hançerlerin saplandığı o soruları ard arda gayet ciddi ve sinirli bir ifadeyle 7 yaşındaki yavrusuna sarf ettikten sonra, cevap bekler bir edayla ateş püsküren gözlerini birkaç dakika yavrusuna sabitledi.Sonrasında neyse ki gözleri yeniden karneye döndü ve biraz daha dikkatli baktıktan sonra gerçeği anladı.Karnede ders sütunu, ders saatleri ve notlar şeklinde bulunan bu 3 sütundan dersin karşısında yer alan ve ders saatini gösteren rakamları kızının karne notları olarak algılamış ve nasıl yani bu 2’ler 3’ler de nedir yani? diye küçücük bir çocuğa o derece yüklenmeyi en büyük hakkı olarak görmüştü. Ders saatlerinin yanındaki notlar bölümü tam olarak PEKİYİ’ idi. Ama … Yorumu sizlere bırakarak bir cümle bile ekleyemiyorum ne yazık ki…
Hayatımızda böyle yarım kalan yerlerin bir gün TAM olması temennisiyle…